Monday, 22 August 2005

Nassau - Bahamalar - 2005


Sualtındaki Hollywood


Çoğumuzun hayalidir dalışta köpekbalığı görmek. Benim de içimde kalmıştı. Bunca zamandır dalış yapmama rağmen, bir türlü köpekbalığı ile karşılaşamamıştım. Birkaç dalışta siluetlerini görüp heyecanlanmıştım. Türkiye`deyken de Boncuk koyuna gitmek kısmet olmamıştı. Durum böyle olunca, köpekbalığı dalışını aklıma taktım. Hazır Okyanus`un diğer yakasında yaşamaya başlamışken, en yakın köpekbalığı dalışı nerede yapılır diye araştırmaya başladım. Sonunda Bahamalar`da karar kıldım ve geçtiğimiz Ağustos ayında muradıma erdim.

Bahamalar 600 küçük adadan oluşan bir adalar ülkesi. ABD`nin hemen yanı başında. Miami`nin Batısında. Küba`nın Kuzeyinde. 1973 yılında bağımsızlığını kazanmış. Ancak hala İngiliz Devletler Topluluğunun (Commonwealth) üyesi. İsim babası Kristof Kolomb. Ünlü kâşif 1492 yılında Doğu Bahamalar`daki San Salvador adasına ayak bastığında, etrafına bakıp burası “baja mar” demiş. Sığ deniz anlamına gelen “baja mar” daha sonra “Bahamalar” olmuş.

Bahamalar tropik bir dalış cenneti. Yılın her mevsimi dalış yapılabiliyor. Su sıcaklığı 25-30 derece arasında. Görüş ise 30 metreden fazla. En iyi köpekbalığı dalışı ise Bahamalar`ın başkenti “New Providence” adasındaki Nassau`da yapılıyor. Nassau tarihte korsanlarıyla ün salmış. Şimdi gözükmeseler de, bundan 400 yıl önce, korsanlık döneminin altın çağı burada yaşanmış. Rivayete göre, korsanlar öldüklerinde Cennete gitmeyi değil, Nassau`ya geri dönmeyi isterlermiş. Ben de bu hayallerle Ada`ya ayak bastım. Ancak itiraf edeyim, biraz hayal kırıklığına uğradım. Otantik, küçük bir yer beklerken, büyük oteller, lüks mağazalar, evler ve arabalarla karşılaşınca, kendimi ABD`nin başka bir şehrinde hissetim. Buna rağmen, denizin rengini görünce ve dalış yapınca, Nassau`nun su üstünde olmasa bile, su altında cennet olarak kalmaya devam ettiğine karar getirdim.

Nassau`daki dalışlarımı internetten bulduğum “Stuart Cove`s” isimli dalış merkeziyle yaptım. Biraz reklâm olacak ama burası hayatımda gördüğüm en profesyonel dalış merkeziydi. Bir dalış merkezinin hizmet ve kalite bakımından ulaşabileceği son noktaya ulaşmışlar. Merkez, 9 teknesi, 5 otobüsü, kendilerine ait limanı, dershanesi, mağazası, fotoğraf ve film merkezi ve 50`ye yakın uluslararası personeli ile saat gibi çalışan bir fabrikayı andırıyor.



Merkezin 32 dalış noktası var. Ben iki günde ancak sekizine dalabildim. İlk gün “Pumkin Patch” isimli dalış noktasında güzel bir duvar dalışı yaptık. Su sıcaklığı 31, görüş ise 40 metreye yakındı. İkinci dalış ise DC-3 uçak batığınaydı. Uçağı 2005 sonbaharında vizyona girecek “Into the Blue” filminin sualtı çekimleri için batırmışlar. Ancak uçak, film çekimlerinden hemen sonra Bahamalar`ı geçen yıl vuran kasırgadan nasibini almış ve suyun altında parçalanmış. Dolayısıyla artık filmdeki gibi tek parça halinde değil. Buna rağmen yine de güzel bir batık. İlk gün sabahında yaptığım iki dalış çok keyifli olmasına rağmen, hala köpekbalığı görememiştim. Aklım hala onlardaydı. Öğleden sonra nihayet vakit geldi. Sabah dalışlarından sonra, köpekbalığı teknesi belli olunca, malzemelerimizi yeni teknemize taşıdık. Ancak tekneye binmeden, “shorty” ile dalamayacağımı söylediler. Herkesin, emniyet için, tüm vücudu kaplayan dalış elbisesi giymesi gerekiyormuş. Neyse bir ücret ödemeden, ben dahil herkese böyle bir dalış elbisesi buldular. Daha sonra uzunca bir brifing aldık.

İki dalış yapacaktık. İlk dalış köpekbalıklarının bulunduğu bir resifte dolaşmak şeklinde olacaktı. İkinci dalış ise, teknenin hemen altında “Shark Arena” denen noktaya yapılacaktı. Bu kere, Bahamalı siyah rehberimiz Jay Jay, suyun altında herkes yerini aldıktan sonra, getirdiği balık kutusundan köpekbalıklarını besleyecekti. Dalış Merkezinin Fotoğrafçısı Güney Afrikalı Claudia Pellarini de bizlerin fotoğrafını çekecekti. Bize “beslenme saati” sırasında, dipte oturacak şekilde yüzerliğimizi iyi ayarlamamız ve kollarımızı hiçbir şekilde açmamız tembihlendi. Fotoğraf çekmek isteyenlerin de kameralarını göğüs hizasında vücuda yapışık olarak tutmaları söylendi. Birisi dayanamayıp sordu. “Nasıl okey işareti vereceğiz? Jay Jay cevap verdi. “Kolunuzu açmadan yine eliniz göğsünüze yapışık olarak”. Brifingden sonra herkes heyecan içinde malzemelerini kuşanmaya başladı. 15 dakika sonra dalış bölgesine varmıştık.

Suya girer girmez Karayip Resif Köpekbalıkları etrafımızdaydı. Hemen 12 tane köpekbalığı saydım. Boyları ortalama iki metre civarındaydı. Ancak yanımıza 4-5 metreden fazla sokulmuyor, tam yaklaşırken yön değiştiriyorlardı. Manzara gerçekten görülmeye değerdi. Grubu arkadan takip edip, bol bol fotoğraf çektim (Olympus PT-027 Housing içinde Olympus C-7070 dijital kamera ile harici flaş ve geniş açı lens olmadan). Ancak dalış boyunca, içgüdüsel olarak arada bir köpekbalığı var mı diye arkama dönmeyi de ihmal etmedim. Bu şekilde, yaklaşık 50 dakika süren güzel bir dalış yaptık.

Bir saat sonra, sıra en heyecanlı ikinci dalışa, yani köpekbalıklarının beslenme saatine gelmişti. Teknede 12 dalgıç vardı. Biraz fazla ağırlık alarak hemen suya girdik. Bu kere köpekbalıklarının sayısı daha da çoğalmıştı. Herkes, teknenin altında, 11 metrede beyaz kumun üzerinde yerini aldı. Bu arada hoş bir sürpriz de neredeyse bir metre boyundaki bir “Grouper”ın beslenmeden nasibi almak için yanımıza gelmesi oldu. Dalgıçlar okey işareti verdikten sonra, kahraman rehberimiz Jay Jay kafasında bir motosiklet kaskı, üzerinde çelik file elbisesi, bir elinde içinde balık kafalarının olduğu kutu, diğer elinde bir mızrakla yukarıdan yanımıza doğru yavaşça süzülmeye başladı. Biranda tüm köpekbalıkları etrafımızda toplanmıştı. Artık kaç tane olduklarını sayamıyordum. Jay Jay kutuyu açıp mızrak ile ilk balık kafasını çıkardığında, biranda ortalık savaş alanına döndü. Dalış noktasına neden “Shark Arena” dedikleri de böylece anlaşıldı. Köpekbalıkları yemi kapmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Bir önceki dalışta yanımıza yaklaşmayan köpekbalıkları, bu kere önümüzden, arkamızdan geçerek ve hatta kafamıza çarparak yemi kapmak için amansız bir mücadele veriyorlardı. Ancak ilgileri bizden çok, balık kutusundaydı. Dalışta nefes tutmayın derler ama gördüğümüz manzara karşısında hepimizin nefesi tutulmuştu. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Jay Jay yemleri bitirip, peşine köpekbalıklarını da takarak, tekneye doğru çıkmaya başladığında, sanki dalışa başlayalı bana 10 dakika olmuş gibi geldi. Dalış saatime baktım, 35 dakikayı gösteriyordu. Beslenme bitince diğer rehberlerimizin işaretiyle, savaş alanında, beyaz kumun üzerinde köpekbalığı dişi aramaya başladık. Dalış bittiğinde, teknede herkesin keyfi yüzünden okunuyordu. Ben de sonunda muradıma ermiştim. Ertesi gün dayanamayıp, aynı dalışı tekrarladım. İkincisi de en az birincisi kadar zevk verdi.








Nassau`dan ayrılmadan önce, dayanamayıp, dalış merkezinin hikâyesini sordum. Merkezin sahibi Stuart Cove 1977 yılında sualtı çekimleri Nassau`da yapılan “For Your Eyes Only” adlı James Bond filminde sualtı dublörü ve emniyet dalgıcı olarak çalışmış. Filmden kazandığı parayla ilk dalış teknesini satın almış. Allah daha sonra kendisine “yürü ya kulum” diyince, Merkezi bugünkü haline getirmiş. Bu başarıda, Hollywood`un sualtı çekimleri için Nassau`yu tercih etmesinin de önemli bir rolü olmuş. Stuart, 1983 yılında “Never Say Never Again” adlı James Bond filminin sualtı sahnelerinin yönetmenliğini üstlenmiş. Sean Connery ve Kim Bassinger`ın dalış eğitimlerini de bizzat kendisi vermiş. Stuart, bu tecrübeyle, dalış merkezini film ve televizyon yapımlarına destek verecek şekilde büyütmüş. Ayrıca, sualtı sahnelerine dekor olsun diye, bölgede uçak ve gemilerin batırılmasına da ön ayak olmuş. Bu dekorlara, bir de bölgedeki köpekbalıkları eklenince Nassau biranda Hollywood`un sualtı stüdyosu haline gelmiş.


James Bond`lardan başka bir çok filmin sualtı sahneleri Stuart Cove`un kurduğu ekip tarafından Nassau`da çekilmiş. Bunlardan bazıları Jaws IV, Flipper, Speed 2, Spy Kids, After the Sunset ve Into the Blue. Ayrıca, BBC, Discovery Channel ve birçok ABD televizyon şirketinin belgesellerinin yapımında da rol almışlar. Stuart Cove sinema yıldızlarının da dalış merkezi olmuş. Kimleri daldırmamışlar ki? Bir sürü isim saydılar. Aklımda kalanlardan bazıları Tom Hanks, Robert Redford, Sandra Bullock, Pierce Brosnan ve Salma Hayek. Buna rağmen, ben dalış yaparken hiç bir sinema yıldızı ortada yoktu. Benim Nassau`da gördüğüm yıldızlar, sualtının yıldızları oldu. Başrollerde de Karayip Resif Köpekbalıkları vardı.





No comments:

Post a Comment